beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Divriği'nin Gözden Kaçan Hazinesi: Anzahar Cöngü

Anadolu'nun kalbinde, zamanın yonttuğu kadim taşların arasında yükselen Divriği...

Tarih boyunca Hititlerden Urartulara, Asurlulardan Medlere ve Perslere, İskender sonrası Helenistik krallıklardan Roma ve Bizans İmparatorluklarına kadar nice uygarlığın iz bıraktığı bir yer oldu.

9. yüzyılda Pavlikanlar tarafından "Tephrike" adıyla anıldı; kısa bir süre bağımsız bir Pavlikan devleti olarak başkentlik yaptı.

12. yüzyıla gelindiğinde ise, Mengücek Beyliği'nin gözde merkezi haline geldi.
Mengücekler döneminde inşa edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, bölgenin mimari ve kültürel zenginliğinin en parlak simgeleri oldu. Ardından Divriği, Anadolu Selçuklularının, İlhanlıların, kısa süreli beyliklerin (özellikle Eretnaoğulları'nın) hâkimiyetine girdi ve nihayet 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldı.

Böylesine köklü bir geçmişin sessiz tanığı olan Divriği, sadece taşlara değil, kelimelere de ruh üfledi…

İşte bu topraklardan, Divriği’nin Anzahar köyünden doğan mütevazı bir eser — Anzahar Cöngü — bugün bize o kadim dünyanın fısıltılarını taşıyor.

Cönkler, Türk Halk edebiyatında, saz şairlerinin kendilerine veya başkalarına ait şiirleri derledikleri, çoğunlukla deri kaplı defterlerdir. İşte bugün "Anzahar Cöngü" adı verilen bu sessiz defter de, geçmişin sıcak nefesini bugüne taşıyor.

 

Bazen bir köyün kıyısında, belki bir sandığın içinde, yılların sessizliğine gömülmüş bir deftere rastlarsınız. İşte o defter, geçmişin sesini bugüne taşıyan bir köprü olur. Anzahar Cöngü tam da böyle bir köprü.

 

1901 yılında derlenmiş bu 170 varaklık el yazması, tam 298 şiir ve nefes içeriyor.
Ancak bu cönkün kıymeti yalnızca rakamlarda değil; taşıdığı ruhta gizli.
İçinde tam 58 farklı âşığın sesi yankılanıyor.
Virânî Baba, Hatâyî, Kul Himmet, Ruhsatî gibi Alevî-Bektâşî geleneğinin büyük ustalarının yanı sıra, adları pek bilinmeyen ama gönülden söylenmiş dizeleriyle bir dönemin duygusunu yaşatan ozanlar da var.

 

Anzahar Cöngü sadece bir şiir defteri değil; aynı zamanda Alevî-Bektâşî inanç dünyasının ritüellerini, tasavvufi bakış açısını ve halkın estetik anlayışını da kayda geçirmiş bir kültür belgesi. Her dizenin arasında, o dönem insanlarının dünyaya, hayata ve ilahi olana nasıl baktığını sezinlemek mümkün.

 

Cönkün özenle hazırlanmış olması da ayrıca dikkat çekici.
Şiirler belli bir düzen içinde yazılmış; bazılarına başlıklar konmuş.
Bu düzenli yapı, derleyenin dizeleri koruma ve yaşatma çabasını açıkça hissettiriyor.
Yine de sözlü kültürün doğası gereği, zaman zaman bazı şiirlerin farklı âşıklara atfedildiği veya isimlerin karıştığı da oluyor.
Bu da bize, halk edebiyatının elden ele, dilden dile geçerken nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Bugün ne yazık ki bu tür cönkler, yeterince tanınmış ve değerlendirilmiş değil.
Oysa Anzahar Cöngü gibi eserler, Anadolu’nun çok katmanlı kültürel dokusunu anlamak isteyen herkes için paha biçilmez bir kaynak.
Bu el yazmaları, yalnızca kelimeleri değil; inancı, estetiği ve halkın derin ruh hâlini de bugüne taşıyor.

 

Anzahar Cöngü'nün bugüne ulaşan hikâyesi de en az içeriği kadar anlamlı:
Alevî-Bektâşî edebiyatı araştırmacılarından Kamber Durna’nın Divriği’de yaptığı bir ziyaret sırasında rastlayıp temin ettiği bu cönk, daha sonra Araştırmacı-Yazar Dr. Doğan Kaya’ya teslim edilmiş. Dr. Kaya ise, cönkü incelenmek ve korunmak üzere araştırmacı Serhat Sabri Yılmaz’a tevdi etmiş. Şu anda Anzahar Cöngü, Dr. Doğan Kaya’nın kişisel arşivinde 55 numarayla kayıtlıdır ve ayrıca fotoğraflanarak dijital ortama aktarılmıştır. Böylece hem fiziksel hem dijital dünyada varlığını sürdüren bu eser, gelecek nesillere aktarılacak nadir belgelerden biri olmuştur. Ben de bu yazıyı hazırlarken, Anzahar Cöngü'ye dair tüm bu kıymetli bilgilere, Serhat Sabri Yılmaz tarafından kaleme alınan “Alevî-Bektâşî Edebiyatına Dair Bir Kaynak: Divriği Anzahar Cöngü” başlıklı makaleden ulaştım.

 

Anzahar Cöngü bize şunları hatırlatıyor:
Tarih, yalnızca sarayların, büyük şehirlerin ya da büyük kahramanların hikâyesi değildir.
Bir köyün kalbinde, zamanın kıyısında yazılmış bir defter de,
bir halkın hafızasını, duygusunu ve sesini taşıyabilir.
Yeter ki kulak verirsek, bu sessiz defterler bize çok şey anlatır.

 

Bu yazıma, cöngün 158a numaralı son sayfalarından birinde  yer alan dizeler ile son vermek istiyorum: 

“Âdem oldur kor bu cihanda bir eser.

Eseri olmayanın yerinde yeller eser.”

 

Bu yazı 4404 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum