beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

MENGÜCEKOĞULLARI

Divriği hakkında araştırmalar ya da okumalar yapan herkes Mengücekoğulları hanedanının ismine mutlaka denk gelmiştir. Özellikle, UNESCO tarafından 1985 yılında koruma altına alınan ve “Doğu’nun el Hamra’sı” olarak da adlandırılan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, bu hanedanın izlerini tüm görkemiyle günümüze taşımaktadır. Ancak yine de Mengücekoğulları hakkında bilinenler, birçok Anadolu hanedanına nazaran oldukça sınırlıdır. Bu yazımda amacım, Divriği’nin gerek geçmişi gerekse de bugünü bakımından önemi bulunan bu hanedan hakkında kısa da olsa bazı bilgiler vererek, daha ileri araştırmalarda bulunmak isteyenleri teşvik etmektir.

 

Mengücekoğulları, yukarıda da ifade ettiğim üzere hakkında sınırlı sayıda bilgiye sahip olduğumuz ancak geride bıraktıkları eserler ile izlerini zarafetle sonsuza kadar bırakmış bir hanedanlıktır. Mengücekoğulları hanedanlığının kurucusu Mengücek Bey’dir. Mengücek Bey’in bölgeye nasıl geldiği hususu kesin olarak tespit edilememiştir. Sultan Alparslan’ın, Malazgirt Zaferi’nden sonra (1071), kendi soyundan olan Türkmen beyleri ve diğer boy beylerinden oluşan kumandanlarını Anadolu’nun fethi için görevlendirdiği bilinmektedir. Bu beylerin hangi bölgelere gönderildiğine dair yazılan kaynakların çok sonraki tarihlerde yazılmış olması nedeniyle hangi beylerin görevlendirildiği hususu kesin değildir. Bu nedenle Mengücek Bey’in bu beyler arasında yer alıp almadığı kesin olarak bilinememekle beraber ihtimal dahilinde görülmektedir. Dolayısıyla Mengücek Bey’in (Mengücek Gazi) bir Türkmen beyi olup, 1071 tarihli Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu fetheden beyliklerin komutanlarından birisi olduğu söylenebilir. Divriği Ulu Cami kitabesinde; “Alp, Kutluğ, Tuğrul, Tegin” gibi önemli eski Türkçe ünvanların kullanılmasından dolayı Mengücek Gazi’nin Oğuz beylerinden önemli bir kişi olduğu görüşünü hakim kılmaktadır.

 

Mengücek Bey, Erzincan, Kemah ve Kara Hisar’ın doğusu üzerinde Mengücek beyliğini kurmuştur. Mengücek Bey, 12. yüzyıldan 13. yüzyılın başına kadar Anadolu’nun birçok şehrinde hüküm sürmüştür. Mengücek Bey’in türbesi Erzincan’dan Kemah’a giderken sağ tarafta, Fırat nehri üzerindeki köprünün diğer tarafında yer almaktadır. Türbenin içinde sıva üzerindeki kitabede şu metin yer almaktadır: “âlim ve âdil, cihanın kendisine sığındığı cihan fatihi Erzenirrum ve Erzincan ve Kemah ve Diyarbekir vilâyetleri ile birçok kaleleri zapteden kâfirlerin ciğerlerini sızlatan kılıç kullanan aslan tabiatlı bir padişah Allah’ın koruduğu Mengücek Gazi….”. Divriği Sitte Melik türbesindeki kitabede de Mengücek Bey’den “el-merhum, es-said, eş-şehid, el-Gazi” (rahmetli, kutlu, şehid ve gazi) olarak bahsedilmektedir.

 

Mengücek Bey’in ölümünden sonra yerine oğlu İshak Bey geçer. İshak Bey (İshak Gazi) aynı zamanda Danişmendli Melik Gazi’nin damadıdır. Mengücekliker ve Danişmendliler Bizanslılara ve Haçlılara karşı zaman zaman beraber savaşmışlardır. Emir İshak’ın ölümünden sonra Mengücekliler iki kola ayrılmış, Kemah-Erzincan bölgesinin başına Emir İshak’ın oğullarından I. Alâeddin Davutşah, Divriği bölgesinin başına ise diğer oğlu I. Süleyman geçmiştir.

 

Mengüceklilerin kesin olarak bilinen sınırları günümüzde Erzincan, Divriği, Kemah, Şebinkarahisar, Refahiye ile Zara, Suşehri, Bayburt, Gümüşhane ve Giresun’un bir kısmını içine almaktadır. Ayrıca, Kuzey Tunceli bölgesini de bir dönem hakimiyetleri altına almışlardır. Mengücekliler, II. Kılıç Arslan döneminde tekrar Türkiye Selçuklularının hâkimiyeti altına girmişlerdir. Erzincan-Kemah Mengüceklileri Türkiye Selçukluları tarafından; Divriği Mengüceklileri ise Kösedağ Savaşı’yla Moğollar’dan Baycu’nun Anadolu’ya gelişi ile yıkılmıştır.

 

1851 doğumlu, Hollandalı şarkiyat profesörü Martinus Theodorus Houtsma, Mengücekoğulları hakkında şöyle demiştir: “Güzel sanatları önemseyişleri, bilime değer vermeleri bakımından ben, Mengücekoğullarını öteki Anadolu beyliklerine üstün görüyor; bunların tarihini öncelikle araştırmayı kendime görev sayıyorum.” Houtsma’nın sözlerinde de dikkat çekildiği üzere, Mengücekoğulları, dönemin beyliklerinin aksine zamanlarını savaşmak yerine sanat eserleri inşa ederek ve ilmî faaliyetlerde bulunarak geçirmişlerdir. Şüphesiz ki Mengücekoğulları’nın geride bıraktığı eserlerden en büyüğü Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’dir. Bu muhteşem eser, Mengücekoğuları döneminde, 1228-1229 yılları arasında, Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. Mengücekoğuları’nın, ne yazık ki gerek düşman saldırıları gerekse de bölgede gerçekleşen depremler nedeniyle günümüze ulaşamayan birçok eseri de bulunmaktadır.

 

Mengücekoğulları üzerine yapılan araştırmalarda, Mengücekli şehirlerinde yetişen ve hem Selçuklu ve hem de Osmanlı dönemlerinde devlete hizmet eden birçok devlet adamı ve âlim bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca tarihi Mengüceklerden daha eskiye dayanan “ahilik”in Mengüceklerde de devam ettiği görülmektedir. Kösedağ Savaşı’ndan sonra ahi teşkilatı kurumsallaşmaya başlamış ve Anadolu’da boşalan otoriteyi bulundukları yerlerde ahi teşkilatları doldurmuşlardır. Türk toplumunun gelişmesinde büyük katkıları olan ahiliğin, Divriği’de Mengücekliler zamanında benimsenerek faaliyete başladığı düşünülmektedir.

 

Mengücekoğulları hakkında birçok bilimsel eser, makale ve kitap bulunmaktadır. Bu yazının hazırlanmasında da bunlardan faydalanılmıştır. Geçmişimize ışık tutmak adına yaptıkları araştırmalar neticesinde insanlık mirasına sundukları katkılardan dolayı araştırma yapan tüm ilim insanlarına ve bu yazı vesileyle özellikle Mengücekliler özelinde yapılan bilimsel araştırmalara katkı sunan herkese teşekkür ederek yazımı sonlandırmak isterim. Karanlıkta kalan tüm sırların ‘zamanı geldiğinde’ aydınlığa ermesi dileğiyle…

 

Bu yazı 3984 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum