-
BUKET GÜZEL POLAT
Tarih: 20-02-2022 18:08:00
Güncelleme: 20-02-2022 18:08:00
Her insan mutlu olmak ister. Çünkü mutluluk kişiyi rahatlatan ve onu sağlıklı kılan bir duygudur. Ancak son 2 yıldır hayatımızda olan covid ve beraberinde zorlaşan hayat şartları insanları mutsuzluğa itmektedir. Peki nasıl mutlu olacağız, mutluluğun bir formülü var mı? Hepsini sizler için Uzman Psikolog / Sosyolog Dr. Serap Duygulu’ya sorduk…
Mutluluk nedir ve mutlu olmak için neler yapmalıyız?
Bence, önce mutluluk ne değildir diye bakmak lazım. Mutluluk, her zaman somut, görülebilir, elle tutulur bir şey değildir. Biz genellikle satın alabildiklerimizle, sahip olduklarımızla mutlu olacağımızı zannederiz. İşte o yüzden de psikolojik iyilik hali ve mutluluk duygusu uzun sürmez. Sadece almak, sahip olmak üzerine kurulu bir mutluluk algısı gerçek bir mutluluk getirmez insana. Benim düşünceme göre, bizden daha az şanslı insanlara gösterdiğimiz ilgi ve sevgi, insanlığımızın ölçüsüdür. Verebildikçe mutlu oluruz çünkü, alabildiklerimizle değil. Alamadığımız an, derin mutsuzluklar yaşamamız bundandır. O nedenle konfor ve sadece mutlu olmak üzere kurgulanmış bir hayat hiçbir deneyim kazandırmazken, acıların ve zorlu koşulların pişirdiği ruhlar olgunlaşıyor. Bir şeyin değerini yokluğunda anlayabiliriz. Sağlığın değerini, sağlığımızın bozulmasıyla, tokluğun kıymetini aç kaldığımızda anlıyor olmamız gibi, mutluluğu da mutsuz olduğumuzda anlıyoruz. Kısacası kalıcı bir mutluluk için hayatımızı, kalıcı olmayan maddi değerler üzerine kurmamak gerekiyor.
Mutluluk için çok fazla şeye ihtiyaç yok, bedensel ve psikolojik sağlık, sağlıklı bir ortamda yaşıyor olmak, sevdiklerinizle birlikte olabilmek mutluluğun ta kendisidir. Ünlü filozof Freud, ‘sağlıklı insanın göstergesi olarak, sevebilmeyi ve çalışabilmeyi’ ifade eder. Eğer ayaklarınızın üzerinde durabiliyorsanız ve sevebiliyorsanız aynı zamanda mutlusunuz demektir. Karşılaştığımız güçlükler bile mutsuzluk sebebi değildir, o güçlükleri yenme fırsatı sunan mutluluk nedenleridir...
Neden mutlu olamıyoruz?
Genel olarak kendimizi ve yaşantımızı başkalarıyla kıyaslıyoruz. Başkasının sahip olduklarına ve bizim sahip olamadıklarımıza odaklanıyoruz. Oysa hayata kattıklarımız, amaçlarımız, o amaçlar için başardıklarımız mutluluk getirir. Mutluluğu o kadar yükseklere kodlamışız ki oraya ulaşamadığımızda mutsuz olduğumuzu düşünüyoruz. Üstelik bu durum sadece bireysel bir algı değil. İçinde yaşadığımız dünyanın ve toplumun kodları da böyle. Çok konforlu bir evde, çok pahalı arabalarla, çok pahalı kıyafetlerle ya da eşyalarla mutlu olacağımızı sanıyoruz. Evet, bunlar olursa güzel olur ama olamadığında başka mutluluk kaynaklarını da kaybedebiliyoruz. Bir şeylerin değişmesi için çaba harcamadan, bir şeylerin değişmesini bekliyoruz. Hep ne alabildiğimize odaklanıyoruz. Bu duygulardan mutluluk çıkmaz.
Mutluluğu öğrenebilir miyiz?
Tabii ki öğrenebiliriz. Bunun için de üst biliş ya da biliş üstü denilen farklı bir tutuma ihtiyacımız var. Ne düşündüğümüzün, neden böyle düşündüğümüzün, becerilerimizin, eksik yanlarımızın farkında olmak gerek. Gerçekleştirilebilir birtakım amaçlarımızın olması gerekir. O amaçlar için de adım adım yol almak, hedefe ulaşırken zorluklarla başa çıkmak, yeni insanlar tanımak, farklı sosyal çevrelere girmek mutluluk getiren aşamalardır. Ama sadece satın alabildiğimiz şeylere odaklandığımızda bir süre sonra o satın alınan şey, eskiyecek, değerini kaybedecek ya da artık o heyecanı vermeyecek. Dolayısıyla bizim için artık mutluluk sebebi olmayacak. Oysa kat ettiğiniz yol, başardıklarınız, aştığınız engeller ve zorluklar, ulaştığınız hedef hep sizinle, o eskimeyecek, değerini kaybetmeyecek. Kısacası mutlu olmak için çaba göstermek gerek. Bilinçli bir tutum değişikliğine girmemiz gerek.
Mutlu ve mutsuz olmak seçim midir?
Aslında içine doğduğumuz ortam, sosyal ve kültürel çevremiz, ailemiz ve genetik yapımız da bu durumda etkili ve belirleyici rol oynuyor. Sağlıksız bir ailede, olumsuz çevre koşullarında büyümüş bir bireyin mutlu olmasını beklemek çok anlamlı olmaz. Ancak bu durumun ömür boyu sürüp sürmeyeceğini belirlemek biraz da kişinin elinde. Var olan koşulları kabullenip mutsuz bir hayatı sürdürmek ya da koşullara rağmen kendisini geliştirmeye çalışarak, kendisini ve çevreyi dönüştürmek arasında seçim yapabiliriz. Hangisini seçiyoruz, hangisini yaşamak istiyoruz ve bu isteğimizle ilgili olarak nasıl bir çaba gösteriyoruz? Çevremize baktığımızda çok olumsuz şartlarda yaşamış olmasına rağmen çok güzel işler başarabilmiş, kendisini ve çevresini olumlu şekilde etkilemiş çok başarılı örnekler görebiliriz. Tolstoy’un bir sözü vardır: ‘Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.’ Değişmeye açıksanız, çevreniz de sizinle değişecektir. Siz bir adım atarsanız, size bir adım geleceklerdir. Sadece ne aldığımıza değil, hayata ne kattığımıza bakmak gerekir. Soru şu o zaman: Siz değişmek için, ne yapıyorsunuz, hedefleriniz nelerdir? Bunları cevaplamadan, asıl cevabı bulamazsınız.
Mutluluğun formülü nedir?
Hiçbir duygunun, olayın, düşüncenin, sorunun tek bir yanıtı yok. Kişiye göre değişir bu. Tıpkı aynı hastalığa her bireyin farklı tepki vermesi gibi, aynı olaya farklı duygu geliştirmesi gibi. Bazı olaylar ya da durumlar bir insanı depresyona sokarken, aynı olayları bir başkası günlük hayatın basit sorunları olarak görebilir. Tamamen kişisel tutumlar, duygular ve algılarla ilgilidir. Mutluluk dediğimiz duygu da insanın olaylara verdiği anlamla ilişkilidir. Başkalarından beklentileriniz ne kadar yüksekse o kadar mutsuz olursunuz. Çünkü insanları değiştirmeye odaklanırsınız. Oysa kendinizle ilgili duyguların farkında olursanız, başkalarının isteklerinizi gerçekleştirmesine yönelik beklentilerinizi en alt düzeyde tutarsanız daha çok mutlu olursunuz. Meseleniz başkalarıyla değil de kendinizle ilgili olursa olumsuz durumlarla ve duygularla başa çıkmak o kadar kolay olur.
2 yıldır hayatımızda olan Covid ve beraberinde zorlaşan hayat şartları ile Türkiye olarak zor günler geçiriyoruz. Artık covid ile yaşamayı öğrenmeli miyiz ve insanlar temel ihtiyaçlarını gideremezse nasıl mutlu olabilir?
Evet öğrenmeliyiz, hatta öğrendik bile. Bu pandemide aslında çok önemli bir şeyi gördük. Basit, minicik bir virüs nedeniyle evlerimize kapandık, sosyal hayattan uzaklaştık. Son iki yılda anladık ki ‘öteki’ne ihtiyacımız var. Birbirimiz olmadan hayat o kadar da anlamlı değil. Tanımadığımız insanlara bile muhtacız. Aslında evlerimizde gayet güvenli bir şekilde yaşayabiliyorduk ama eve kapandığımız için çok mutsuz olduk. Çünkü o tanımadığımız insanlarla dolu olan sokaklara çıkmayı, bir arada olmayı özledik. İşte o nedenle hep söylenir ya: İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal ilişkilerin önemi bu noktada net bir şekilde ortaya çıkmış oldu. O zaman birbirimizi kırmadan, etiketlemeden, yargılamadan, bütün farklılıklara saygı duyarak yaşamayı başarabilmeliyiz. En azından bu dersi çıkarmış olduğumuzu umut ediyorum.
Öte yandan da hayatımızı sürdürmek için elbette ki birtakım ihtiyaçlarımızı giderebilmemiz gerek. Fiziksel olarak hayatta kalmamızı sağlayan da bu ihtiyaçlarımızı temin edebilmemizdir. Bunu sağlayamazsak tabii ki mutsuz olacağız. Bu noktada da yine çevremizle, ailemizle olan ilişkilerimizin önemi ortaya çıkıyor. Bizim toplumuzda aile bağları çok kıymetlidir. Zor durumlarda birbirimize sığınırız, destek oluruz, yardımlaşırız. Sonuç olarak her durumda konu aynı yere geliyor. Mutlu olmak birbirimizle paylaştığımız alanların ve anların çokluğuyla ilgilidir. Giderek yalnızlaştığımız, bencilleştiğimiz dünyada bu bağları kopararak mutlu olmayı beklemek akla yakın değildir. ‘Ben’ olmayı kaybetmeden, ‘biz’ olmayı başarabildiğimiz sürece ve birlikte mutlu olabiliriz.
Buket GÜZEL POLAT
buket.umt.p@hotmail.com